AnaSayfa / Hz. Muhammed / Zaferden Sonra [77] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Zaferden Sonra [77] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Yazının Tamamını Dinle:

Ci’râne’den sonra Peygamber (s.a.v) umre yaptı ve Medine’ye döndü. Medine’ye varmadan kısa bir süre önce, Hudeybiye’de Müslümanların liderlerine bağlılığına şaşıran Sakif’li Urve’ye rastladı. Urve, Huneyn savaşı sırasında Yemen’deydi. Yolda aldığı bu mucizevi zafer haberleri, içinde zaten var olan imanı alevlendirdi. Peygamber (s.a.v)’e gidip biat etti ve ondan Taif’e gidip halkını İslâm’a çağırmak için izin istedi. “Seni öldürürler” dedi Peygamber (s.a.v). “Ey Allah’ın Rasulü, ben onlara çocuklarından daha sevgiliyim” dedi. Peygamber (s.a.v): “Seni öldürürler” diye tekrarladı. Fakat Urve (r.a.) üçüncü kez izin isteyince: “Eğer istiyorsan git” dedi. Aynen Peygamber (sav.)’in söylediği gibi Taifli’ler onun evini okçularla sardılar, kısa bir süre sonra Urve (r.a.) ölümcül bir ok yarası aldı. Ailesinden bazıları ölmek üzere iken ona ölümüyle ilgili ne düşündüğünü sordular. “Bu Allah’ın rahmetinden bana verdiği bir lütuftur” dedi. Daha sonra onlara kendisini Taif kuşatması sırasında şehit olanların yanma gömmelerini söyledi. Ailesi de bu isteğini yerine getirdi. Peygamber (s.a.v)’e onun öldüğünü söylendiğinde: “Urve Yasin’deki adam gibidir. Halkını Allah’a çağırdı, onlar da onu öldürdüler” (Yasin: 20) dedi. Bu adam Aziz Peter kovulduktan sonra halkını İsa’nın mesajını kabul etmeye çağıran Antakya’lı bir marangoz olan Habib idi. Antakya’lılar onu öldürdüler ve Kur’an’da anlatıldığı üzere:

“Ona: Cennete gir, denildi. O da: “Keşke benim kavmim de bir bilseydi” dedi. “Rabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını” (Yasin: 26-7).

Urve’nin ölümünden sonra oğlu ve yeğeni Taif’ten ayrılıp Medine’ye geldi. Orada müslüman olup, Muhacirlerden biri olan kuzenleri Muğire’yle birlikte yaşamaya başladılar.

Abdullah lbn Revaha (r.a.)’nın Mute’de şehid olması Peygamber (s.a.v)’i sadece yakın bir arkadaşı değil iyi bir şairi de kaybettiği için üzmüştü. Çünkü onun Abdullah’ın dizelerini Hassan ve Ka’b lbn Malik’in dizelerine eş tuttuğu söylenirdi. Fakat genel kanıya göre Arabistan’da tüm diğer şairleri gölgede bırakan iki şair vardı. Bunlardan biri Lebid, diğeri ise bir önceki neslin en iyi şairlerinden olan Zübeyr lbn Selmanin oğlu Ka’b idi. Ka’b, Muzeyne’li olmasına rağmen hayatının çoğunu Gatafan’lılarla birlikte geçiri yordu. Bu nedenle de kabilesinde çok yaygın olan İslâm’ın etkisinden uzak- ta kalıyordu. Ka’b’ın kardeşi Buceyr (r.a.), Hudeybiye’den sonra müslüman olmuştu; Fakat Ka’b yeni dini şiddetle reddediyor ve Peygamber (s.a.v)’i aşağılayan şiirler yazıyordu. Peygamber (s.a.v) bu nedenle bu şiirleri yazanı öldürenin Allah rızası için bir hayır yapmış olacağını ilan etmişti. Buceyr (r.a.) daha önceden ümitsizlikle kardeşini Peygamber (s.a.v)’e gidip ondan af dilemeye teşvik etmişti. “O pişman olarak kendisine dönen kimseyi öldürmez” demişti. Mekke’nin fethinden sonra Ka’b yine önceki fikirlerini muhafaza eden ve içinde aşağıdaki dizeler de bulunan bir şiir yazmıştı:

“Sadece Allah’a ne Uzza’ya ne Lat’a
Kaçabilirsin, eğer kaçabilirsen,
Hiç kimsenin kaçamayacağı, insanlardan kaçılamayacağı günde Kalbi saf bir şekilde Allah’a teslim ulan kişi bundan müstesnadır.”

Her taraftan sayısız insanların İslâm’a girmesiyle, Ka’b yeryüzünün kendisi için daraldığını hissetti. Hayatını kaybetmekten korkarak Medine’de, arkadaşlarından biri olan Cuheyne’li bir adama gitti ve müslüman olduğunu söyledi. Ertesi gün Mescid’de sabah namazına cemaate katıldı. Namazdan sonra ellerini Peygamber (s.a.v)’in elinin üstüne koyarak: “Ey Allah’ın Rasulü, eğer Zübeyr’in oğlu Ka’b pişman olup bir müslüman olarak sana gelse ve dokunulmazlık istese, onu sada getirsem kabul eder misin?” dedi. Peygamber (s.a.v) kabul edeceğini söyleyince: “Ey Allah’ın Rasulü ben Zübeyr’in oğlu Ka’b’ım” dedi. Ensar’dan biri ayağa kalktı ve onun başını kesmek için izin istedi. Fakat Peygamber (s.a.v): “Onu bırak, o pişman olarak geldi ve artık eskisi gibi değil” dedi. Daha sonra Ka’b bu olay için yazdığı dizeleri okudu. Şiir geleneksel bedevi stilindeydi; diksiyonu harika ve melodiliydi, çoğunlukla berrak tabiat tasvirleri yer alıyordu. Fakat asıl teması af, dileme idi. Şiir, başlangıcında Peygamber (s.a.v)’i ve Muhacirleri öven bir pasaj ile son buluyordu:

“Resul bir ışıktır, bir ışık
kaynağı

Bir Hindistan kılıcı, Allah’ın çekilmiş kılıçlarından biridir,


Mekke vadisinde İslâm’ı seçtiklerinde, insanlar; “Gidin!” dediler.


Gittiler, ama zayıf ve kaçaklar olarak değil,


Bineklerinin üstünden sarkarak ve kötü silahlarla silahlanmış olarak değil,

Bilakis parlak giysili, gururlu ve soylu tavırlı kahıamanlar olarak


Bu karşılaşma için Davud’un ördıivjıı zırhlan giymiş ‘ olarak.”

Ka’b (r.a.) okumayı bitirdiğinde Peygamber (s.a.v) çizgili Yemen kumaşından yapılmış olan cûbbesini çıkardı ve dilini kullanmadaki başarısının ödülü olarak şairin omuzlarına attı. Fakat daha sonra arkadaşlarından birine: “Keşke Ensar’dan da bahsetseydi, çünkü onlar bunu hakettiler” dedi. Ka’b bunu duyunca Ensarı öven, onların savaştaki cesaretini, himayelerinin emin olduğunu, ev sahibi olarak ne kadar cömert olduklarını, her zaman yiğit olduklarını anlatan bir şiir yazdı.6

Mariye (r.a.)’nin çocuğunun doğmasına az zaman kalmıştı. Çocukların hepsinin doğumunda da Hatice’ye yardım eden Selma artık yaşlı bir kadındı. Fatıma’nın dünyaya gelmesinden beri yirmibeş yıl geçmişti. Fakat Selma yine de Peygamber (s.a.v)’in yeni çocuğunun doğumu sırasında orada olmak istedi. Doğumun yaklaştığı anlaşılınca Mariye’nin oturduğu yukarı Medine’deki eve gitti.

Çocuk o gece doğdu ve aynı gece Cebrail gelip Peygamber’e (s.a.v) her zamankinden farklı bir adla hitap etti: “Ey İbrahim’in babası.” Doğumdan hemen sonra Selma kocası Ebu Râfi’yi Peygamber (s.a.v)’e bir oğlu olduğunu haber vermek üzere gönderdi. Ertesi sabah namazdan sonra Peygamber (s.a.v) Ashaba doğumu haber verdi. “Ona atamın adı olan İbrahim adını veriyorum” diye ekledi. Medine’de büyük bir sevinç ve Ensar kadınları arasında da çocuğun sütannesinin kim olacağı konusunda büyük bir rekabet yaşanıyordu. Şans Yukarı Medine’de bebeğin annesine yakın bir yerde oturan bir demircinin karısına çıktı. Peygamber (s.a.v) oğlunu hemen hemen her gün ziyaret eder ve genellikle öğle uykusunu orada uyurdu.

Bazen de İbrahim babasının evine getirilirdi. Aişe (r.a.) bir gün Peygamber’in kucağında çocuğu evine getirdiğini ve “Bana ne kadar benzediğine bak” dediğini anlatır. Aişe (r.a.) ona: “Hiçbir benzerlik göremiyorum” diye cevap vermişti. Peygamber (s.a.v) ona “Cildinin kumrallığını ve teninin pürüzsüzlüğünü görmüyor musun?” dedi. Aişe (r.a.) “Koyun sütüyle beslenen her çocuk tombul pürüzsüz tenli olur” cevabını verdi. Çobanlardan birine çocuğun süt annesine her gün süt göndermesi tenbih edilmişti.

Peygamber (s.a.v) Mekke’den dönüşünden sonra altı ay kadar Medine’de kaldı ve bu sırada birçok küçük seferler düzenledi. Bunlardan biri Ali (r.a.) kumandasında, yerleşim bölgeleri Medine’nin kuzey doğusunda olan Tay kabilesi üzerine gönderilen ordu idi. Bundan kısa bir süre önce Ali (r.a.) Kızıl Deniz’de yer alan Kudeyd’deki Menat tapınağını yok etmek üzere gönderilmişti. Ali (r.a.)’nin orayı harap etmesinden sonra Arabistan’ın üç önemli put merkezinden sadece Taif’teki Lat tapınağı kalmıştı. Fakat Füls tapınağı da hıristiyan olmayan Tay’lılar için bir put tapınma merkezi olarak kabul ediliyordu. Bu seferin ana amacı bu tapınağı ortadan kaldırmaktı. Tay, şair Hâtim’in kabilesi idi. Babası gibi hıristiyan olan oğlu Adiy, onun ölü- mü üzerine kabilenin başına geçmişti.

Ali (r.a.) ve adamlarının yaklaştığı haberini duyunca Adiy yakın ailesini yanına alıp kaçtı. Sadece bir tek kız kardeşi kabilenin diğer fertleriyle birlikte esir alındı. Adiy’in kız kardeşi Medine’de Peygamber (s.a.v)’in önüne getirildiğinde Peygamber (s.a.v)’in ayaklarına kapandı ve kendisini serbest bırakması için yalvardı. “Babam esirleri hep serbest bırakırdı, misafire iyi davranır, açları doyurur ve üzgünleri teskin ederdi. İyilik bekleyen hiç kimseden yüz çevirmemişti. Ben Hâtim’in kızıyım.” Peygamber (s.a.v) ona nazikçe cevap verdi ve etrafındakilere dönerek: “Bırakın gitsin, çünkü onun babası soylu davranışları severdi, Allah da onları sever” dedi.

O sırada kabilesinden biri onu kurtarmak üzere gelmişti. Peygamber (s.a.v) onu bir deve ve bir elbise vererek gelen adama teslim etti. Hâtim’in kızı, kardeşi Adiy’i aramaya gitti ve onu Medine’ye gitmeye ikna etti. Adiy orada Peygamber (s.a.v)’e biat ederek müslüman oldu. Peygamber (s.a.v) de onun Tay kabilesinin başkanlığını onayladı. Adiy (r.a.) daha sonra samimi

ve nüfuzlu bir müttefik olduğunu gösterdi. Bu aylardan birinde, Receb’in başlarında Peygamber (s.a.v) Necaşi’nin ölüm haberini aldı. Haberi aldıktan sonra mescidde kılınan ilk namazın arkasından cemaate döndü ve: “Bugün adaletli bir adam öldü. Kalkın ve kardeşiniz Eşeme için dua edin” dedi. Daha sonra onlara cenaze namazı kıldırdı. Sonraları Habeşistan’dan kralın mezarı üzerinde sürekli parlayan bir ışığın bulunduğu haberi geldi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.