AnaSayfa / Tavsiyeler / Tevhid Hakkında Genel Bir Tavsiye

Tevhid Hakkında Genel Bir Tavsiye

Tevhid Hakkında Genel Bir Tavsiye

 

İbn-i Abbas (r.a) şöyle anlatır: “Bir gün Hz. Peygamberin terkisinde idim. Dedi ki:

“Delikanlı! Sana birtakım kelimeler öğreteyim. Allah‘ın hududunu koru ki, Allah‘ta seni korusun. Allah‘ın emirlerini muhafaza et ki, onun yardımını karşında bulasın. Bir şey istediğin zaman sadece Allah’tan iste. Yardımı da ancak Allah‘tan bekle. Bilesin ki bütün insanlık sana fayda vermek için bir araya gelse, Allah‘ın sana takdir ettiği şeyden başka fayda veremez. Eğer sana zarar vermek için toplansalar, ancak Allah‘ın dilediği kadar sana zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış, sahifelerin mürekkebi kurumuştur. ”          Tirmizi, Hadis “sahih” tir.

Hadisin başka bir rivayeti ise şöyledir:

Allah‘ın hakkını koru ki, O’nun yardımını önünde bulasın. Bolluk zamanlarında Allah‘ı bil ki, O’da sıkıntılı anlarda seni tanısın. Bil ki senden uzaklaşan sana isabet edecek değildir. Sana isabet eden de senden uzaklaşacak değildir. Bilesin ki yardım sabırla beraberdir. Tasanın ardında ferahlık zorluğun ardında da kolaylık vardır.”        Müsned-i Ahmed.

Efendimiz (s.a.v.)’in İbn-i Abbas (ra)’a yapmış olduğu bu muhteşem tavsiyelerden şu önemli noktaları çıkarabiliriz.

1) Resulullah (s.a.v.), küçük büyük, kadın erkek demeden herkese ilim öğretmiş, insanları cennete ulaştırıp cehennemden sakındıracak şeyleri bir bir anlatmıştır.

2) İbn-i Abbas (ra), Resulullah (s.a.v.) vefat ettiğinde 13 yaşındaydı. Efendimiz kendisine bu öğüdü verdiğinde ise yaşı haliyle daha ufaktı. Yaşının küçüklüğüne rağmen tevhidin en öz ve temel meselelerini ona öğretmesi çok dikkat çekicidir.

Bu ve benzeri hadisi şeriflerden bizim çıkarmamız gereken en önemli ders; bu ulvi davanın kesinlikle ve kesinlikle
gençlerin omzunda yükseleceğini ve davanın zorluklarını gerçek anlamda üstlenebilecek kimselerin “gençler” olduğunu bilmemizdir. Zira Kur’an ve Sünnet‘e bir göz attığımızda bu hakikati açıkça görmekteyiz. Rabbimiz Ashab-ı Kehf hakkında buyurur ki:

“Onlar, Rablerine iman etmiş gençlerdi; biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” (18 Kehf/13)

Ayeti siyak ve sibakı ile birlikte düşündüğümüzde, onların, dönemin tağutuna karşı yapmış oldukları kıyamın ve
tağuta itaat eden insanlardan uzaklaşarak beri olmalarının, Allah tarafından övüldüğünü görürüz. Yine Rabbimiz Musa (a.s.) hakkında şöyle buyurur:

Musa‘ya, kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi.” (10 Yunus/83)

Rabbimizin bu ayeti kerimede de gençlerin değerine vurgu yaptığını müşahede ediyoruz. Resulullah (s.a.v.)’ın
hayatına baktığımız da, ona iman edenlerin çoğunun yine gençlerden müteşekkil olduğunu görürüz. İşte bazı
sahabilerin Resulullah (s.a.v.)’a iman ediş ve İslam davasına iltihak ediş yaşları:

  • Hz. Ali (10)
  • Abdullah b. Ömer (13)
  • Zeyd b. Harise (15 – 17)
  • Zübeyr b. Avvam (16)
  • Abdurrahman b. Avf (17)
  • Musab b. Umeyr (18–20)
  • Hz. Osman (24)
  • Sâd b. Ebi Vakkas (17)
  • Abdullah b. Mesut (15)

Onların hemen hemen hepsi daha buluğ dönemlerinde iken Resullah‘a iman etmiş ve gözlerini bile kırpmadan davaları uğruna canlarını ortaya koymuşlardır. Bu gün bizler de bu hakikati göz önünde bulundurarak öncelikle gençlere yönelmeli, fıtratları, küfrün zehirli ve öldürücü oklarına hedef olmadan onları kazanmalıyız. Yaşları ufaktır, bir şey anlamazlar dememeli, onlara Resulullah (s.a.v.)’ın İbn-i Abbas‘a yaptığı gibi ilk olarak tevhidin hakikatini ortaya koyan meseleleri anlatarak çağımızın tağutlarını, putlarını ve bu dönemde ortaya çıkan şirk çeşitlerini öğretmeliyiz. İbn-i Ebi Şeybe “el-Musannef” adlı eserinde, Sahabelerin çocuklarına öğrettikleri ilk şeyin: “Allah’a iman ettim ve tağutları inkâr ettim.” sözü olduğunu nakleder.Bizler de, sahabenin bu sünnetine uyarak çocuklarımıza öncelikle imanı ve Rabbimizin, inkâr etmesini emrettiği tağutları reddetmeyi öğretmeli, bunu onlara benimsetmeliyiz.
3) Kulların Allah üzerinde, Allah‘ın da, kullar üzerinde bir takım hakları vardır. Allah‘ın kulları üzerindeki en büyük hakkı, kulların hiçbir şeyi ona ortak koşmadan ibadet etmeleridir. Bu, gerçekten de çok önemli bir meseledir. Zira nice insanlar vardır ki kendilerinin Allah’a ibadet ettiklerini sanırlar. Hakikatte ise onlar bu ibadetleriyle birlikte Allah‘a şirk koşmaktadırlar. Rabbimiz Yusuf Suresi‘nde bu gereği şöyle dile getirmektedir:

“Onların çoğu, Allah‘a, ancak müşrik oldukları halde iman ederler.” (10 Yusuf/106)

Yani onlar, Allah‘a iman ederler, bir takım ibadetleri de yerine getirirler ama hakikatte ise onlar birer müşriktir. İbadet ve itaatlerine, Allah‘tan başka varlıkları karıştırmışlardır. Allah’a iman ettiğini sandığı halde, hakikatte şirk koşan bir insan olmak ne kadar da acı bir durumdur! Allah bizi ve tüm inananları bu kötü durumdan korusun.

Allah-u Teâlâ, dilerse tüm günahları bağışlar. O’nun bağışlamayacağı bir günah vardır ki o da “Şirktir” Rabbimiz Zümer Suresinde:

Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere vahyolundu ki:” Eğer şirk koşarsan, kesinlikle amelin boşa gider ve şüphesiz ki hüsrana uğrayanlardan olursun” (39 Zümer/65) buyurmaktadır.

Peygamberimiz (s.a.v.) bile şirk koştuğunda ki bu mümkün değildir- bağışlanmayacak ve hüsrana uğrayanlardan olacaksa acaba bizlerin hali ne olur? İşte böylesi bir hataya düşmemek için varımızı yoğumuzu ortaya koymalı ve bizi ebedi cehenneme sürükleyecek olan “şirk” ten kendimizi, ailemizi ve ulaşma imkânı bulduğumuz tüm insanları korumalıyız. Kimilerinin aklına “şirk” denilince hemen “putlara tapmak” ya da “Allah’tan başka bir Allah’ın!” daha olduğuna inanmak gelir. Evet, bunlar şirktir ama şirk, sadece bunlar değildir. Şirkin binlerce çeşit ve türü vardır. Allah‘tan başkalarına mutlak anlam da kanun yapma yetkisini vermek. Allah‘ın dini ile alakası olmayanlara itaat
etmek, bunları desteklemek, böylelerine sevgi ve sempati göstererek onların yollarından gitmek, ölülerden medet beklemek, kabirlerden yardım ummak, birilerinin kalpten geçenleri bildiğine inanmak, kadere isyan etmek, Allah‘ın takdirine rıza göstermemek, Allah‘ın rahmetinden ümit kesmek, Allah‘a, Kur’an‘a ve Peygambere uygun olmayan vasıflar yakıştırmak, Kur’an‘a “Çöl kanunudur” demek, Şeriata sövmek ya da, “şeriat köhnemiş fikirlerden ibaret bir sistemdir” demek vb. şeyler günümüzde ortaya çıkan en bariz şirk çeşitlerindendir.

Şirki bilmeyen birisi her an şirke düşebilir. Bizler bu tür fitnelerden korunabilmek için,“televizyon” karşısında geçirdiğimiz vakti, Kur’an ve Sünnet‘e ayırmalı, yiyecek ve giyecek satın alırken gösterdiğimiz titizliği, piyasada dolaşan fikirleri ayırt ederken de göstermeliyiz. Ve şunu hiç unutmamalıyız ki, bizler bu dünyaya sefa sürmeye değil, şirke ve küfre düşmeden yaşayarak yeryüzünü imar etmeye geldik.

4) Medet ve yardım sadece ve sadece Allah‘tan istenir. Bunu, “Medet ya şeyh, yetiş ya fulan” demek suretiyle Allah‘tan başkasından istemek, kişiyi şirke düşüren amellerdendir. Bizler günde onlarca kez “Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz” (1 Fatiha/4) diyerek, Allah‘tan başkasından medet ve yardım dilemeyeceğimize dair, Rabbimize söz veriyoruz. Bu söze sadakat göstermeliyiz.

5) Resulullah‘ ın çok ufak yaşta olan bir sahabeye böylesine önemli bir meseleyi öğretmesi gerçekten dikkate şayandır.

6) Bütün insanlık fayda ve zarar vermek için bir araya gelse Allah‘ın takdir ettiğinden başkasıyla asla fayda ve ya
zarar veremez. Bu hadis sıkıntıya düşen bir insan için çok ümit vericidir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bu gerçeğe şöyle dikkat çekmiş: “De ki: Bize, Allah’ın yazdığından başka bir şey isabet etmeyecektir.” (9 Tevbe/51)
Unutmamalıyız ki, ne kâfirlerin küfrü, ne de zalimlerin zulmü Rabbimizin takdirinin önüne geçebilir. Onlar ellerinden geleni ardlarına koymasalar, bütün zulüm mekanizmalarıyla mazlumlara saldırsalar da kesinlikle Allah‘ın takdirinin önüne geçemeyecek Allah‘ın bizler için yazdığı şeyleri asla değiştiremeyeceklerdir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.