AnaSayfa / Hz. Muhammed / Münafıklar [62] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Münafıklar [62] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Yazının Tamamını Dinle:

Zeyd (r.a.)in doğudaki kervan yolunda yaptığı başarılı baskın, Kureyşlilerin düşüncelerini bir kez daha, daha çok tercih ettikleri batı yoluna çevirdi. Bu kez Kızıl Deniz sahillerindeki müttefikleri olan Huza’a kabilesinin Beni Mustalik kolunu Medine’ye bir sefer düzenlemek üzere ayaklandırdılar. Kureyşliler bu kabileye sahildeki diğer kabilelerin de katılacağını ümit ederek, batı yolunun tekrar kendileri için güvenli hale geleceğini düşünüyorlardı. Fakat Huza’a’nın diğer kollan Peygamber’e (s.a.v) karşı Mekke’lilerin umduğundan daha az düşmanlık besliyorlardı. Kısa bir süre sonra bu haberler Peygamber (s.a.v)’e ulaştı. Böylece Peygamber (s.a.v)’e bitmeyen ve gün geçtikçe artan gücünü batı kervan yolunda da gösterebileceği bir fırsat ortaya çıkıyordu. Haber aldıktan sekiz gün sonra, Beni Mustalik henüz yola çıkmadan Peygamber (s.a.v) onların yerleşim bölgesine yakın ve sulak bir yere kamp kurmuştu bile. Oradan hızlı bir manevra ile çadırda yaşayan bu kabilenin obasını kuşattı. Adamlar fazla karşı koymadan teslim oldular. Müslümanlardan sadece bir kişi, düşmandan ise on civarında kişi öldürülmüştü. Yaklaşık ikiyüz aile esir alındı. Ganimette ikibin deve beşbin koyun ve keçi vardı.

Ordu, orada birkaç gün kamp yaptı, fakat beklenmedik bir olay daha fazla kalmalarını engelledi. Sahilde komşu olan Gıfar ve Cuheyne kabilelerinden iki adam kuyulardan birinin başında hangi tulumbanın kime ait olduğu konusunda tartışmaya başladılar. Tartışma bir süre sonra kavgaya dönüştü.Ömer (r.a.)’in atını yedeğinde götürmesi için işe aldığı Gıfar’lı: “Ey Kureyş” diye yardım istedi. Cuheyne kabilesinden olan adam ise geleneksel müttefikleri olan Hazreçlileri yardıma çağırdı. Kızgın olan Muhacirler ve Ensar da hemen sahneye çıktı. Kılıçlar çekilmişti.Eğer Ashab’dan bazıları iki tarafın arasına girmeseydi kan dökülebilirdi. Burada mesele sona ermiş olmalıydı. Fakat bu sefer de genelde olduğundan çok münafık sefere katılmıştı. Bunun sebeplerinden biri de bölgenin tanıdık ve sulak bir bölge olması ve kolayca ganimet elde edebileceği ümidi idi. Aslında kendi eski bakış açılarını değiştirmemişlerdi. Hâlâ Medine’den yapılan seferleri, dışarıdan biraz destekle -Kureyş- yapılan Hazreç ve Evs seferleri olarak görmekte ısrar ediyorlardı. Bu nedenle onlara göre kamp Kayleoğullarma aitti: Kureyşli sığıntılar ise her yerde olduğu gibi orada da himaye altındaydılar, lbn Ubey bu kafa yapısıyla etrafında bir grup yakın arkadaşı ile otururken kavga seslerini duymuştu. İçlerinden biri meselenin ne olduğunu anlamak için gitti. Döndüğünde Ömer’in adamının suçlu olduğunu, çünkü ilk darbeyi onun vurduğunu söyledi. -Gerçekten de öyleydi. Bu sözler, Hendek’te çekilen sıkıntıların hâlâ yanmakta olan korlarının birden bire alevlenmesine yol açtı. Muhammed (s.a.v) ve diğer Muhacirler tüm Arabistan’ı onların aleyhine çevirene dek, beş yıl boyunca gerilim sürekli olarak artmıştı. Bunun yanı sıra toplumda önemli bir rol oynayan zengin ve komşu yahudi kabilelerinin de kökü kazınmıştı. İkisi sürgün edilmiş, biri ise katledilmişti. Vadi- deki iç savaşa bir çözüm bulunması gerçekten gerekliydi. Fakat lbn Ubey, kendisi kral seçilse idi, buna mutlaka bir çözüm bulacağindan emin olduğunu söylüyordu. Şimdi de bu zavallı sığıntılar, efendilerinin kuyuya ulaşmasını engelleyecek kadar küstahlık edebiliyorlardı. “Bu kadar ileri gittiler ha!” dedi. lbn Ubey, “Başa geçip bizi geride bırakmaya ve kendi ülkemizde bizi bastırmaya çalışıyorlar. Bu Kureyşli paspallarla bizim halimizi şu söz ne iyi ifade ediyor: ‘Besle kargayı oysun gözünü’ Tanrıya andolsun Medine’ye döndüğümüzde güçlü olan zayıf olanı sürüp çıkaracak”. O sırada halkanın yanında oturan bir genç (Zeyd) doğruca Peygamber (s.a.v)’e gitti ve lbn Ubey’in söylediklerini haber verdi. Peygamber (s.a.v)’in birden bire rengi değişti. O sırada yanında olan Ömer, bu haini hemen öldürmeyi teklif etti. Fakat Peygamber (s.a.v): “Ey Ömer insanlar, Muhammed (s.a.v) arkadaşını öldürdü demezler mi?” dedi. O sırada Ensar’dan biri gidip lbn Ubey’e Zeyd’in haber verdiklerini gerçekten söyleyip söylemediğini sormuştu, lbn Ubey doğruca Peygamber (s.a.v)’e geldi ve böyle bir şey söylemediğine yemin etti. Sorun çıkmasını engellemek isteyen ve onun yanında olan birkaç Hazreç’li de onun söylediklerini doğruladılar. Peygamber (s.a.v) sanki mesele kapanmış gibi davrandı. Fakat sorundan uzaklaşmanın en iyi yolu insanların kafalarım başka bir şeyle meşgul etmekti. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) hemen yola çıkılmasını emretti.

Daha önce hiç bu vakitte yola çıkmamıştı: Hemen hemen öğle vaktiydi, namaz vakitlerinde kısa molalar vererek öğleden sonra ve tüm gece ertesi günün sıcaklığı bastırıncaya dek yolculuk ettiler. Kamp kurulması emredildiğinde adamlar o kadar yorulmuşlardı ki, hemen uykuya daldılar. Yolculuk sırasında Peygamber (s.a.v), Müslümanların Hazreç’in en ileri geleni olarak kabul ettikleri Sa’d lbn Ubade (r.a.)’ye gizlice kendisinin Zeyd’in doğru söylediğ ğine inandığını belirtti. “Ey Allah’ın Rasulü” dedi Sa’d, “Sen eğer istersen onu ortadan kaldırabilirsin. Çünkü o alçak ve zayıf, sen ise yüce ve güçlüsün.” Bununla birlikte Sa’d ondan İbn Ubey’e iyi davranmasını rica etti. Peygamber (s.a.v)’de bu konuyu bir daha gündeme getirmemeye karar vermişti. Fakat Sa’d’la konuştuktan kısa bir süre sonra artık mesele onun kont- rolünden çıkmıştı. Çünkü Sa’d’ın hemen ardından Münafikûn Sûresi adını alacak olan bir vahiy geldi. Süre’nin bir âyetinde Zeyd’den isim olarak bahsedilmese de onun söyledikleri sayılıp, söylenenin doğru olduğunu anlatılıyordu. Peygamber (s.a.v) Medine’ye varıncaya kadar bu sureyi Müslümanlara okumadı. Fakat Zeyd’in yanma yaklaşıp kulağına eğilerek: “Senin kulağın doğru duydu ve Allah senin söylediklerini tasdik etti” dedi.

O sırada İbn Ubey’in oğlu Abdullah bu sözleri babasının söylediğini bildiği için büyük bir üzüntü içindeydi. Ona Ömer’in babasını öldürmek için Peygamberden izin istediğini de söylemişlerdi. Abdullah kararını hemen verilip öldürme emrinin hemen uygulanmasından korkarak Peygamber (s.a.v)’e gitti ve şöyle dedi. “Ey Allah’ın Rasulü, bana Abdullah İbn Ubey’i öldürmeye karar verdiğini söylediler. Eğer bunu mutlaka yapacaksan, bana emret, gidip kafasını getireyim. Bütün Hazreç babasına benden daha çok bağlılık ve acıma gösteren kimse olmadığını bilir öldürme görevini başkasına verirsen, nefsimin babamın katilinin aramızda dolaşmasına dayanamayacağından korkuyorum. Buna dayanamayıp onu öldürebilirim. Böylece de bir kâfirin yerine bir mü’mini öldürmüş olurum ve Cehennem ateşine atılırım.” Fakat Peygamber (s.a.v) ona şu cevabı verdi: “Hayır, bırakın ona iyi davranalım, o bizimle olduğu müddetçe arkadaşımız olarak kalsın”.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.