AnaSayfa / Hz. Muhammed / İlk Vahiy [15] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

İlk Vahiy [15] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Yazının Tamamını Dinle:

Otorite ve saygınlığının dışa vurmasından kısa bir sü­re sonra, Muhammed (s.a.v.) zaten bilincinde olduğu ruh­sal olayların yanı sıra bazı güçlü içsel işaretler almaya baş­lamıştı. Bunların nasıl olduğu sorulduğunda onların, uy­kuda iken gelen «Şafağın söküşü gibi gerçek görüntüler» olduğunu söylerdi. Bunların sonucunda tenha yerleri tercih etmeye başladı ve Mekke’nin üstündeki tepelerden birine, Hira dağındaki bir mağaraya, inzivaya çekilmeyi adet haline getirdi. Bu Kureyş geleneklerine yabancı ve garip bir olay değildi. Çünkü inziva İsmail oğulları arasında gelenek haline gelmişti. Her nesilde, belirli bir süre insanların dünyasından el çekip yalnız kalmayı tercih eden bir­kaç kişi bulunurdu. Bu eski, fakat hâlâ uygulanan geleneğe uygun olarak Muhammed (s.a.v.), yanına biraz yiyecek alır ve birkaç geceyi Allah’a ibadetle geçirirdi. Daha sonra ailesine döner, tekrar yiyecek ve gerekli şeyleri alıp geri giderdi. Bu yıllarda ara sıra, şehirden ayrılıp, mağaraya yaklaştığında şöyle sesler duyardı: «Ey Allah’ın Rasulü, sana selâm olsun». Geriye dönüp kimin konuştuğunu araştırdığında ise kayalar ve ağaçlardan başka kimse göremezdi.

Ramazan, geleneksel inziva ayı idi. Kırk yaşında iken. Ramazan’ın sonlarına doğru bir gece yalnızken ona insan şeklinde bir Melek geldi. Melek ona «Oku!» dedi. O, «Ben okuma bilmem» deyince, kendi anlattığı şekliyle şunlar oldu: Melek beni aldı ve dayanabileceğim son noktaya kadar sıktı. Daha sonra beni bırakıp: «Oku!» dedi. Ben «Okuma bilmem» dedim, beni tekrar aldı ve sıktı ve tekrar takatimin son noktasında bırakıp, tekrar «Oku!» dedi, ben yine «Okuma bilmem» dedim. Beni üçüncü defa aynen sıktı ve bıraktığında şöyle dedi:

Yaratan Rabbinin adıyla oku

O, İnsanı bir kan pıhtısından yarattı.

Oku, senin Rabbin en büyük kerem sahibidir;

Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir,

İnsana bilmediğini Öğretti. (A’lak : 1-5)

O, bu sözleri meleğin arkasından tekrarladı ve melek onu bırakıp gitti. Daha sonraları şöyle derdi: «Sanki keli­meler kalbime yazılmıştı». Fakat O, kendisine şairlere oldu­ğu gibi bir cinin musallat olmasından korktu. Bu yüzden hemen mağarayı terk etti, dağdan inerken yukarıdan bir sesin şöyle dediğini duydu: -Ey Muhammed, sen Allah’ın Rasulüsün, ben de Cebrailim». Gözlerini yukarı çevirdi, onu mağarada ziyarete gelen kimse ordaydı, fakat şimdi aslen melek şeklindeydi, tüm ufku kaplamıştı. Tekrar «Ey Muhammed, sen Allah’ın Rasulüsün, ben de Cebrail’im» dedi. Peygamber, meleğe bakmaya devam etti; daha sonra gözlerini ondan çevirdi. Fakat nereye baksa Melek oraday­dı; doğu, batı, kuzey, güney tüm ufku kaplamıştı. Nihayet melek ondan ayrıldı, o da evine dönebildi. Hızlı hızlı çar­pan kalbiyle yatağına uzanıp Hatice’ye «Beni örtün! Beni örtün!» dedi. Birden telaşlanan Hatice ona hiçbir şey sor­madan bir örtü getirdi ve üzerine örttü. Korkusu biraz geçtiğinde Muhammed (s.a.v.), ona, gördüklerini ve duyduklarını anlattı; bunun üzerine Hatice, yaşlı ve kör bir adam olan kuzeni Varaka’ya gitti ve olanları haber ver. di. O da: -Hay Mübarek» dedi, «Varaka’nın nefsine Hakim olana yemin ederim ki Muhammed’e, Musa’ya gelen Na­mus gelmiştir. Muhammed halkının peygamberidir. Git onu teskin et.» Hatice eve döndü ve aynı sözleri Muham­med’e (s.a.v.) tekrarladı. Bunun üzerine Muhammed (s.a.v.), Tann’ya adadığı ibadet günlerini tamamlamak için gönlü rahat olarak mağaraya döndü, ibadetini bitirdikten sonra adeti üzere Kabe’ye gitti, tavafı tamamladı. Daha sonra Mescid’de oturanlar arasında gördüğü yaşlı ve kör Varaka’yı selamladı. Varaka ona: «Ey kardeşimin oğlu, bana gördüklerini ve duyduklarını anlat» dedi. Peygam­ber olanları anlatınca, Varaka ona da Hatice’ye söyledikle­rinin aynısını tekrarladı. Fakat bu kez şunları da ekledi: «Sana yalancı diyecekler, kötü davranacaklar, sana savaş açacaklar ve seni kovacaklar, ben o günleri görürsem Allah için sana yardım edeceğim» Ona doğru eğildi ve alnından öptü. Peygamber daha sonra evine döndü.

Hatice ve Varaka’nın ona güven vermesinden sonra kendisine olan güveni semadan gelen ikinci vahiyle iyice güçlendi ikinci vahyin nasıl geldiği kaynaklara kaydedilmemiş, fakat Peygamber’e nasıl geldiği sorulduğunda, iki şekilde cevabını vermişti: «Bazen o bana zil sesi gibi ge­liyordu, bu en zor ve ağır olanıydı; zil sesleri (çınlama­lar) mesajı anladığım anda kesiliyordu. Bazen de Melek bir insan şeklinde geliyor ve konuşuyor, ben de konuştuk­larını ezberliyordum».

Bu ikinci vahiy bir tek harfle, daha sonra Kurandaki bir çok surenin başında yer alacak olan harflerden, ilkiyle başlıyordu. Harfin hemen arkasından ilâhî bir and geli­yordu. İlk vahiyde de belirtilen Allah’ın insana öğretme aracı olan kalem üzerine yemin ediliyordu. Kalemden, so­rulduğunda Peygamber şöyle dedi: «Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdi. Kâğıdı yarattı ve kaleme ‘Yaz!’ diye emretti. Kalem «Ne yazayım?» cevabını verdi. Allah: «Kıyamete dek yarattıklarımla ilgili benim ilmimi yaz» dedi. Daha sonra kalem verilen emri yerine getirdi.» Kaleme and iç­tikten sonra, bir de onun yazdıklarına and içiliyordu. Sema­da Meleklerin kâğıtlara yazdığı şeylerden biri de, daha sonra İndirilen vahiylerde Levh-i Mahfuz’da yazılı ‘şerefi üstün bir Kur’an ve kitabın anası (Ra’d: 39) olarak ge­çen, Kur’an’ın semavî arketipidir. Yani ona da and içiliyor. Bu iki yemini teselli takip ediyor:

«Nuh. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. Sen, Rabbinin nimetiyle bir deli değilsin. Gerçekten senin için ke­sintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.» (Kalem: 1-4).

Bu ilk vahiyler geldikten sonra, belli bir süre vahiy ke­sintiye uğradı. Peygamber, Hatice’nin sürekli teselli etme­sine rağmen göklerin gazabına sebep olmasından korkuyor­du. Sonunda bu sessizlik bitti ve onu temin edici bir vahiy geldi :

«Kuşluk vaktine andolsun, ‘Karanlığı iyice çöktüğü» za­man geceye, Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı da. Şüphe­siz senin için son olan, İlk olandan (ahiret, dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın. Sen bir yetim iken. seni bulup da barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken, ‘doğru yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken sent bulup da zengin etmedi mi? öyley­se, sakın yetimi üzüp-kahretme. İsteyip dileneni de azarlayıp çıkışma. Rabbinin nimetini ise, durmaksızın anlat.» (Du­ha: 1-11}.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.