AnaSayfa / Hz. Muhammed / Bir Kaybın Tekrar Bulunuşu [04] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Bir Kaybın Tekrar Bulunuşu [04] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Yazının Tamamını Dinle:

Kabe’nin kuzey-batı yönüne bitişik, alçak, yarı daire­sel bir duvarla çevrilmiş bir bölüm vardır. Duvarın iki ucu Ka’be’nin kuzey ve batı köşelerine birleşemeyecek ka­dar kısadır ve bu da hacılara geçiş sağlar. Fakat hacıların çoğu tavaflarını bu noktada geniş alırlar ve duvarın dı­şından tavaf ederler. Bu duvarın bulunduğu yer Hicr-i İs­mail adını alır, çünkü İsmail ve Hacer’in mezarları onu kaplayan kayaların altındadır.

Abdul-Muttalib, Ka’be’ye yakın olmayı o denli se­viyordu ki bazen Hicr’e bir şilte serilmesini emrediyordu. Bir gece orada uyurken bir gölge geldi, ona: «Tatlı ber­raklığı kazıp çıkar» dedi. -Tatlı berraklık nedir?» diye sor­du, fakat o sırada gölge kayboldu. Buna rağmen uyandı­ğında ruhunda bir hafiflik ve mutluluk duydu, bu neden­le ertesi geceyi de orada geçirmeye karar verdi. Ziyaretçi tekrar geldi ve: «Hayrı kaz» dedi. Fakat Abdu’l-Muttalib yine sorusuna cevap alamadı. Üçüncü gece ona şöyle söy­lendi: «Saklanmış hazineleri kaz». Abdu’l-Muttalib’in onla­rın ne olduğunu sorması üzerine yine konuşan yok oldu. Fakat dördüncü gece emir; «Zemzemi kaz» idi; ve bu kez «Zemzem nedir?» sorusuna konuşan şu cevâbı verdi:

«Onu kaz, pişman olmayacaksın,
Çünkü o mirastır
Senin büyük atalarından
O hiçbir zaman kurumaz.
Ve tüm Hacıları sulamana yeter.»

Daha sonra konuşan ona kan, gübre, karınca yuvası ve gagalı kuzgûnî kuşların bulunduğu bir yer aramasını söyledi. Ona «Allah’ın hacılarını tüm hac boyunca su­layacak temiz akan su için- dua etmesi söylendi.

Güneş doğarken, Abdu’l-Muttalib kalktı ve Irakî köşe adı verilen Kâ’be’nin kuzey köşesinden Hicri terketti. Kuzey-batı duvarı boyunca diğer köşedeki Kâ’be’nin kapısı­na doğru yürüdü; birkaç adım gittikten sonra durdu, do­ğu köşesindeki Hacerü’l-Esved’i (Kara Taş) öptü. Oradan tavafa başladı, tekrar Iraki Köşe’den Hicr’e, oradan batı köşesine -Suriye Köşesi- oradan da güneydeki Yemen kö­şesine gitti. İbrahim’in soyundan gelenler, İshakoğullari olsun, İsmailoğuliarı olsun mabedi güneşin tersi yönünde tavaf ederler. Yemen köşesinden Hacerü’l-Esved’e doğru yürüdüğünde, Ebu Kubays tepesini ve sarı ışıkta kesin çiz­gileriyle belli olan diğer tepeleri görebiliyordu. Mabed’in etrafında yedi kez döndü. Her dönüşünde ışık daha parlaklaşıyordu, çünkü Arabistan’da alacakaranlık ile şafağın arası çok kısadır. Tavafı tamamladıktan sonra Hacerü’1-Es-ved’den Kâ’be’nin kapısına gitti, kilide asılı olan metal hal­kayı tutarak, kendisine öğretilen duayı okudu.

Yakınında, kumun üstünde kanat ve kuş sesleri duy­du. Bir başka kuş daha göründü. Abdu’l-Muttalib ibade­tini bitirip, kuşların kapının karşısında yaklaşık yüzyıldan beri duran kayalara doğru ilerleyişlerini seyretti. Bu ‘ka­yalar put olarak kabul edilmişti ve Kureyşliler kurbanla­rını bu iki kaya arasında kesiyorlardı. Kuşlar gibi Abdu’l-Muttalib de kayaların arasında kan olduğunu biliyordu. Gübre de vardı. Oraya yaklaştığında bir karınca yuvasının da varolduğunu gördü.

Eve gitti ve biri oğlu Haşim, biri de kendisi için iki kazma aldı. Kazma sesleri ve garib görüntü -çünkü bura­sı her taraftan rahatlıkla görülebilirdi- kalabalığı onların yanına çekti; Abdu’l-Muttalib’e duyulan büyük saygıya rağmen, kurbanların kesildiği bu putların dibini kazmanın hürmetsizlik olduğunu ve Abdu’l-Muttalib’in kazmayı bı­rakmasını söyleyenler çıktı. O durmayacağını, Haris’e ar­kasında bekleyip kimsenin müdahale etmesine izin verme­mesini söyledi.

Bu heyecanlı ve sihirli bir andı. Sonuç güzel çıkmaya­bilirdi. Fakat iki Haşimî kararlı ve birlik içindeydiler, sey­redenler ise şaşkınlık içindeydi, Isaf ve Naile adındaki bu iki put Mekke putları arasında yüksek bir yere sahip de­ğildi, hatta onların Kâ’be’yi pislettikleri için taşa çevril­miş Cürhümi bir kadınla bir erkek olduğu bile söyleni­yordu. Bu nedenle Abdul-Muttalib’i durdurmak için hiç bir aktif hareket meydana gelmedi; o kuyuyu kaplayan kayayla karşılaşıp, Tann’ya şükrettiği sırada, kalabalığın bir kısmı oradan ayrılmak üzereydi. Kalabalık tekrar top­landı ve çoğaldı; o, Cürhümilerin gömdüğü hazineleri çı­karırken herkes bunlar üzerinde kendine bir pay çıkarma­ya çalışıyordu. Abdu’l-Muttalib, bu hazinelerin kendisine mi, topluluğa mı, yoksa Kâ’be’ye mi kalacağı konusunda kur’a çekilmesine karar verdi. Bu şüpheli bir şeye karaı vermekte kullanılan usul, kabul edilmiş bir gelenekti. Bu gelenek Kâ’be’de Moabi putu Hut al Önünde ok çekerek uy­gulanıyordu. Bu çekilişte hazinenin bir kısmı Kâ’be’ye, bir kısmı da Abdul-Muttalib’e çıktı ve Kureyş’e hiçbir şey çık­madı. Aynı zamanda Zemzem Üzerindeki kontrolün Haşimilerde olmasına karar verildi, çünkü hacılara su sağla­mak onların göreviydi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.