AnaSayfa / Hz. Muhammed / Allah’ın Evi [01] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Allah’ın Evi [01] – [Hz. Muhammed’in Hayatı]

Yazının Tamamını Dinle:

Yaratılış kitabı (Tekvin) bize ibrahim’in çocuksuz olduğunu, çocuk sahibi olmaktan ümit kestiğini ve Tanrı’nın, çadırındaki İbrahim’e şöyle seslendiğini söyler: «Şimdi gök­lere bak ve sayabilirsen gökteki yıldızları say. İbrahim gözlerini yıldızlara çevirdi ve şöyle bir ses duydu: «Senin soyun da aynı şekilde çoğalacak» (Tekvin: 15:S)

Karısı Sara yetmişaltı, İbrahim ise seksenbeş yaşın­da idi; karısı İbrahim’e Hacer adında Mısır’a bir cariyeyi ikinci karisi olması İçin verdi. Fakat hanımla cari­ye arasında geçimsizlik ortaya çıktı. Hacer, Sara’run kız­gınlığından kaçtı ve üzüntü içinde Allah’a yalvardı. Allah ona Melek’le ‘bir mesaj gönderdi: «Senin soyunu o kadar çoğaltacağım ki onu saymak mümkün olmayacak. Melek ona şunları söyledi: «İşte, bir çocuğun olacak, bir erkek çocuğu dünyaya getireceksin ve adını İsmail koyacaksın; çünkü Allah senin kederini işitti.» (Tekvin: 16: 10-11). Son­ra Hacer, İbrahim ve Sara’nın yanma döndü ve onlara Me­leğin söylediklerini haber verdi; çocuk doğduğunda, İbra­him ona «Tanrı işitir» anlamındaki İsmail adını koydu.

Çocuk onüç yaşma geldiğinde, İbrahim yüz, Sara ise doksan yaşındaydı; Tanrı tekrar İbrahim’e seslendi ve Sara’nın bir erkek çocuğu dünyaya getireceğini, adını İshak koymasını söyledi. Büyük oğlunun Allah katında gözden düşeceğinden korkan İbrahim Allah’a yalvardı: «İsmail se­nin katında yaşamaya devam etsin* Allah ona şöyle cevap verdi: İsmail’le ilgili söylediklerini duydum. Üzülme, selâmım onun üzerine olsun… ben onu büyük bir millet yapacağım. Fakat benim ahdim (sözüm), Sara’nın gelecek yıl bu vakitte dünyaya getireceği İshak ile yerine gelecek.-(Tekvin: 17:20-1).

Sara, İshak’ı dünyaya getirdi ve onu kendisi emzirdi. İshak sütten kesildiğinde, İbrahim’e artık Hacer ve İsma­il’in kendi evlerinde kalmasına gerek kalmadığını söyledi. İbrahim, ismail’i çok sevdiği için buna üzüldü. Fakat Tan­rı tekrar İbrahim’e seslendi ve Sara’nın teklifine uyma­sını ve üzûlmemesini söyledi; ve İsmail’in korunanlardan olacağını tekrarladı.

İbrahim bir değil, iki büyük milletin atası olacaktı -iki büyük millet, yani, iki rehber güç, yeryüzünde Tann’nın emirlerini yerine getirecek olan iki araç, çünkü Allah sö­zünden dönmez ve Allah katında Ruh ululuğundan baş­ka büyüktük yoktur. İbrahim, beraber akmaması gereken, nerbirinin kendi yolunda gitmesi gereken iki ruhsal akar-sunun kaynağı olacaktı; O, İsmail ve Hacer’i güvenlikle­rinden emin olarak Allah’a ve Onun meleklerine emanet etti.

İki ruhsal akarsu, iki din, Tann’nın yarattığı iki fark­lı alem; iki daire, yani iki merkez. Bir yer insanlar seçtiği için değil, Sema’da seçildiği için kutsal olur. İbrahim’in çevresinde ise iki kutsal yer vardı: birisi yakında idi, di­ğerinden. İse İbrahim’in henüz haberi yoktu. İşte Hacer ve İsmail, Arabistan çöllerinde, Kenan illerinin kırk günlük deve yolu güneyinde yer alacak olan bu ikinci kutsal yere yönlendirilmişlerdi. Vadinin ismi Bekke idi, bazıları bu adın vadinin darlığı nedeniyle verildiğini söyler: her ta­rafı tepelerle kaplıdır, sadece üç çıkısı vardır, biri kuzeye. biri güneye, diğeri ise batıda Kızıl Deniz’e açılır ve kıyıya elli mil uzaklıktadır. Kitaplar, Hacer ve İsmail’in Bekke’ye nasıl ulaştığı hakkında bilgi vermiyor, kervan yolcuları­nın yardımıyla ulaşmış olmalılar, çünkü vadi büyük ker­van yollarından birinin üzerindedir. Bu yol, Güney Arabis­tan’dan Akdeniz’e götürülen güzel kokular ve parfümlerin taşındığı yol olduğu için bazen «misk yolu» diye de adlandırılır. Hacer’le İsmail vadiye vardıklarında, herhal­de, kervandan ayrılmışlardır. Ana-oğul susuzluktan kav­rulmaya başladıklarında, Hacer oğlunun ölmesinden kork­tu. Atalarının geleneklerine göre, İsmail yattığı yerden Tanrıya yalvardı ve annesi biraz Ötedeki tasın üstüne çı­kıp, yardım gelip gelmediğini araştırdı. Kimseyi göreme­yince karsıdaki yüksek tepeye kadar koştu, fakat yine kim­seyi göremedi. Yan çılgın bir halde iki nokta arasından yedi kez geçti, yedincisinde dinlenmek İçin kayanın üstü­ne oturduğu sırada melek geldi. Tekvin’e göre Melek şöy­le dedi:.

«Tanrı çocuğun sesini duydu; ve Tann’nın Meleği gök­ten Hacer’e seslendi ve şöyle dedi: Hacer, seni üzen ne? Korkma, çünkü Tanrı, yatan çocuğun sesini duydu. Kalk ve çocuğu kaldır, kucağına al. çünkü onu büyük bir mil­let yapacağım. Tanrı onun gözlerini açta ve o kaynayan bir su gördü.» (Tekvin, 21: 17-20).

Allah, İsmail’in, topuğunun olduğu yerden bir su kay­nağı fışkırttı. Bundan sonra vadi, suyunun bolluğu ve gü­zelliği nedeniyle kervanların konak yeri oldu ve kaynak Zemzem adını aldı.

Tekvin, İbrahim’in diğer kolunun kitabı değil, İshak ve soyundan gelenlerin kitabıdır. İsmail’le ilgili şunları ya­zar: «Ve Tanrı çocukla beraberdi, çocuk vahşi doğanın içinde büyüdü, yaşadı ve bir okçu oldu.» (Tekvin). Bundan sonra İsmail’den çok az bahseder, sadece İsmail ve Ishak’ın babalarını Hebran’da beraber gömdüklerini ve birkaç yıl sonra Esau’nun kuzeniyle, yeni İsmail’in kızıyla evlen­diğini yazarken İsmail’in adı geçer. Fakat Mezmur’da, «Ey Mihmandarların Rabbi, senin barınakların: (tapınakların) ne güzeldir» adlı bölümü acarken İsmail ve annesinden ve Zemzem’in onların vadiden geçmesi nedeniyle çıktığından bahsedilir: «Mübarek olanlar, gücünü senden alan, Bek-ke vadisinden geçip, orayı bir su kaynağı yapanların yo­luna olan ve onları kalbinde taşıyanlardır.» (Mezmur; 84-5-6).

İsmail ve Hacer gittikleri yere ulaştıklarında, İbrahim’­in daha yetmiş-bes yıllık ömrü vardı ve oğlunu o kutsal yerde ziyaret etti. Kur’an bize, Allah’ın ibrahim’e İsmail’le birlikte Zemzem kuyusunun yakınına inşa edecekleri ma­bedin yerini gösterdiğini söyler (Hacc: 26); nasıl yapacak­ları da onlara bildirilmişti. Bu mabede, şekil olarak «küp» e benzediği için Kâ’be adı verilir; dört köşesi, pusulanın dört yönüne göredir. Fakat bu kutsal yerdeki en kutsal nesne, yeryüzüne indiğinden beri Ebu Kubays tepesinde bulun­duğu ve oradan bir Melek tarafından İbrahim’e getirildiği söylenen semavi bir taştır. -O, Cennet’ten yeryüzüne süt­ten beyaz bir halde indi, fakat Ademoğlunun günahları onu kararttı.» [1]Bu karataşı, Kâ’be’nin doğu köşesine yerleştirdiler; mabedin yapımı bittiğinde Allah tekrar İbrahim’e seslendi ve ona Bekke’ye, veya da­ha sonra adlandırıl dığı gibi Mekke’ye Hac geleneğini kur­masını emretti:

«Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sucuda varanlar için Evimi tertemiz tut. İnsanlar içinde Hacet duyur; gerek yaya. gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.» (Hacc: 26-27).

Hacer, İbrahim’e Bekke’ye ilk geldiği günkü yardım arama çabalarından bahsetti. O da Hacer’in geçtiği iki nok­ta olan Safa ile Merve tepeleri arasından Hacıların yedi defa geçmelerini Haccın gereklerinden birisi yaptı.

Daha sonra İbrahim, büyük bir olasılıkla Kenan’da, etrafındaki geniş otlaklara, buğday ve arpa tarlalarına ba­karak şöyle dua etti:

«Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-ı Haram (kutlu ve korunmuş ev”mda ekini olmavan bir vadi­ye yerleştirdim; Rabbimiz. dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), Böyle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şük­rederler.» (ibrahim. 37)[2].

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.